April172014
breathtakingdestinations:

Oia - Santorini - Greece. (von Giuseppe Finocchiaro)

breathtakingdestinations:

Oia - Santorini - Greece. (von Giuseppe Finocchiaro)

April152014

İşin özü.

otisakaman:

Tiksindirdiniz arkadaşlar.
Güzel Abi’lerden
Mavi edebiyatından
Çay edebiyatından
Şiir sokakta olayından
Tiksinir boyuta geldik.

April142014
April122014
8AM
donerayranuclira:

Eyvah Necdet - Bir Demet Tiyatro

donerayranuclira:

Eyvah Necdet - Bir Demet Tiyatro

April72014

(Source: funsize-d)

6PM
5PM
1PM

jedavu:

Pen Orchestra

by Benoit Challand

1PM

jedavu:

Flat Cities

by Ema Rogobete

1PM

izmia:

Birdhouse for Bats - Yarasalar için Kuş evi

April52014
April22014
biratinyalnizligi:

"Türk edebiyatının ilk devrimci-gerçekçi hikayeci ve romancısıdır. Türkiye’de orta sınıfların, köylünün, yoksulların hayatlarını bize anlatan ilk yazar Sabahattin Ali değildir. Ama bunu büyük bir ustalıkla, devrimci, halkçı ve gerçekçi bir görüşle yapan ilk hikayecimiz, romancımız odur." Nazım Hikmet RanDoğumu:25 Şubat 1907-Gümülcine(Ardino ilçesi)Ölümü:2 Nisan 1948-Kırklareli,Üsküp nahiyesi, Sazara Köyü Yazarın Yaşamındaki Önemli Kesitler* 9 Eylül 1931 tarihine kadar Aydın Hapishanesi’nde tutuklu kalır. Burada Kuyucaklı Yusuf'la ve Candarma Bekir'deki Halil Efe ile tanışır ve bundan sonra yazacağı hikayeler için malzeme toplar. Beraat kararından sonra 30 Eylül 1931’de Konya Ortaokulu Almanca öğretmenliğine atanır. Yazar, Konya’daki yalnızlığını “Bir Skandal" adlı hikayesinde anlatır.* Sabahattin Ali, Yozgat’ta iken Nahit Hanım'a, Almanya'da Frolayn Puder'e, Aydın'da bir miralayın kızına olduğu gibi Konya'da Melahat Muhtar adlı talebesine ve Muhsine adlı bir kıza “şiddetle aşıktır”. Bilhassa öğrencisi Melahat Muhtar’a karşı derinden ilgi duymaktadır.* Evlenmek üzere olduğu Aliye Hanım, nişanlı iken kendisine hediye edilen hikaye ve şiirleri okuduktan sonra Sabahattin Ali'ye aşık olur.* Evlilikten sonra rahat ve huzurlu bir ortam Sabahattin Ali'nin edebi bakımdan verimliliğini de artırır.* Sabahattin Ali,askerlik süresince eşini de yanında götürmüş ve daha İstanbul’da yedek subay öğrencisi iken, 30 Eylül 1937'de kızı Filiz doğmuştur.* 2.Dünya savaşının patlak vermesi üzerine 1939 yılı Kasım sonlarında seferberlik çağrısı ile yeniden askere alınır. Dört ay süren askerlik döneminde yazar, “Kürk Mantolu Madonna"yı kaleme alır.* Sabahattin Ali, 1941-1943 yılları arasında nispeten sakin bir ortamda çalışır. Bir Konferans, Yeni Dünya,İki Kadın,Sulfata ve Hasanboğuldu adlı hikayelerini yazar. Yine 1943 yılında Kürk Mantolu Madonna adlı romanı yayınlanır. Bu dönemde siyasi mesajlar taşıyan İçimizdeki Şeytan romanı çizgisinden ayrıldığı dikkati çeker.* Anadolu folklöründen aldığı efsanevi öğeleri kullanarak yazdığı “Hasanboğuldu" adlı öykü, onun, sanat ve estetik bakımından en yüksek değerdeki öykülerinden birisidir.* Dış dünyaya karşı çok hareketli,neşeli ve radikal bir fikir adamı gibi görünen sanatkar, iç dünyasında oldukça yalnız, sessiz,duygulu ve romantik bir insandır. Kendisi bile Aziz Nesin’e “siyasi hiçbir ihtirasım yok" der. Fakat onun dışında gelişen dünya olayları, fevri mizacının da yardımıyla bir anda Sabahattin Ali'yi kavganın, kargaşanın içine iter.* 1946’da Aziz Nesin’le “Marko Paşa" adlı güncel olayları mizahi açıdan yorumlayan bir gazete çıkarırlar.Mim Uykusuz’un karikatürlerini çizdiği gazetenin yazı kadrosu Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ve Şerif Hulusi’den oluşmaktadır. İlk sayı 6 bin basar. O zamana kadar bu tarz ve anlayışta bir derginin olmayışı derginin çok tutulmasını sağlar. İkinci sayı 10 bin, üçüncü 12 bin ve nihayet dördüncü sayıda 60 bin tiraja ulaşır.* Yurtdışına kaçmak için kamuflaj olarak kullandığı nakliyecilikte Adana’dan deri ve kösele yüküyle İstanbul’a dönerken Ankara’ya uğrar ve ailesini ziyaret eder. Bu ziyaret ailesini son görüşü olur.(1948)* Orduda astsubay olarak görev yapmış,sonradan silah çalmak suçundan ordudan ihraç edilmiş ve milli istihbaratla bağlantıları ortaya çıkan Ali Ertekin tarafından Kırklareli’nde Bulgar sınırında öldürülmüştür. Kırklareli’nde yargılanırken işkencede öldüğü iddiası da ortaya atılmıştır.* Çocukluğundan beri aşık olduğu kızlardan erkek arkadaşlarına kadar herkesten sürekli bir anne şefkati ve ilgisi bekleyen ve bunu bir türlü bulamayan Sabahattin Ali, başkaları kadar kendi hatalarının ve ihmallerinin de kurbanı olarak aramızdan ayrıldı.*O, sanatın bir maksatı olması gerektiğini düşünür ve onu daha fonksiyonel bir tarzda algılar. Sanatın tek maksadının insanları daha iyiye,daha güzele yükseltmek,insanlarda bu yükselme arzusunu uyandırmaktır ve O, sanatçının gerçekçi olma mecburiyetine inanır.* Sabahattin Ali’nin dili kullanmaktaki başarısı ve ustalığı,onun hayatında nadiren kavuştuğu gerçek denge ve tutarlıkların en sağlamıdır. Oldukça kolay ve karalamasız yazan Sabahattin Ali'nin başarısında, bu denge unsurunun büyük payı vardır.* Bazı arkadaşları,onun eserlerine yansımış kişiliğinin gerçek hayattakinden çok daha güçlü olduğunu söylerler.* Onun psikolojik yapısı, herhangi birşeye tam olarak bağlanabilmesine müsait değildir.Zaten onun hayatındaki en büyük dramlarından birisini,zaman zaman eserlerindeki kahramanların da yaşadığı bu yabancılaşma korkusu oluşturmaktadır.* Sabahattin Ali,en asli ve en gerçek yönleri ile hala eserlerinde yaşamaktadır.* Bazı araştırıcılar, Sabahattin Ali'yi diğer hikayecilerden ayıran en önemli özelliği, onun “masabaşı hikayeciliği" hatasına düşmemesi ve kendi iç gelişimini aşamalı bir şekilde tamamlayarak "gözlemci gerçekçilikten" "toplumsal ve eleştirel gerçekçilik anlayışına" ulaşması gibi sebeplere bağlamaktadırlar.* O’nun hikayelerinde insan, hiçbir zaman tek başına kötü değildir. İnsanı kötü yapan içinde yetiştiği çevrenin sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik şartlarıdır.* …………”Mehtaplı Bir Gece"deki düşkün kadın; toplumun, iş gücünü bilinçsizce sömürdükten sonra bir ifrazat gibi sokağa fırlattığı hasta, bitkin gence, hiçbir çıkar gözetmeksizin kucak açar. Çiçek bozuğu yüzlü bu sokak kadını toplumdan "kötü" damgasını yemesine rağmen duygulu, sevecen bir insandır.Kendisi gibi toplumun bedbaht ettiği gence, "şimdiye kadar hiçbir insanda rastlamadığı alaka" ile yaklaşır. Diğer insanların "bir çakal veya bir karga kadar yabancı bulduğu" bu zavallı gence, çilli kadının yağlı ve çiçek bozuğu yüzü öpülecek kadar güzel görünür. 3İki kimsesiz insan arasında kurulan bu sevgi bağı,hiçbir menfaat duygusuna dayanmaz;sade, samimi ve karşılıksızdır.Karşılıksız sevgi,tematik gücü temsil eden kahramanların en bariz özelliklerinden birisidir.* …………”Ses"te Sivaslı Ali, tematik güce ait değerlerin hikayedeki taşıyıcısı olmasına rağmen, Ankara’da haksız ve eşit olmayan şartlarda katıldığı sınavı kaybedince kimseye karşı kin duymaz. Hatta, kendisini şehre çağıran “beyefendilerin" mahçup olabileceklerini düşünerek üzülür ve buna meydan vermemek için de sazını satıp yol parası yaparak ansızın oradan ayrılır.* …………”Değirmen"deki Atmaca,değirmencinin soluk benizli sakat kızına aşık olunca,oba reisine şöyle der: "Bende artık kuvvet yok, akıl yok, düşünce yok, yalnız aşk var.”Atmaca,sakat sevgilisine bu denli bağlanıp onu yüceltirken tamamen platonik bir aşk yaşar. Karşılıklı yaşanan bu aşkta “sakatlık" ve "gurur",mutluluğu engelleyici unsurlar olarak karşımıza çıkar. Atmaca,bu engeli aşmak ve bu farkı ortadan kaldırmak için kolunu değirmenin çarklarına kaptırarak koparır. Böylece sevgisinin gücünü ispatladığını ve sevgilisi ile aralarındaki engeli aştığını sanır. Ondan ötesi,yani vuslat fazlaca önemli de değildir. Önemli olan,sevginin ve aşkın saf bir yürekteki o müthiş yaptırım gücünün dışarı yansıtılmasıdır.* “Sulfata" adlı hikayesinde Mustafa,evde babası ile geçinemeyen karısı Aliye’ye;"Gel kız,Aliye, kısmetimizi dağda taşta arayalım!" diyerek toplumdan,yakınlarından görmediği ilgiyi, sıcaklığı, dostluğu dağda-taşta aramaya çıkar.Bir bakıma toplumun baskılarından kaçarak tabiata sığınır.* Köy konusunun Türk edebiyatında işlenmesinden,Cumhuriyet döneminin ilk çeyreğine kadar geçen süre içinde, köyü en gerçekçi ve en yansız biçimde yansıtan yazar, şüphesiz Sabahattin Ali'dir.* Köydeki evliliklerin temelinde karşılıklı sevgi,anlayış ve güven vardır.Anadolu kadını erkeğine sonsuz derecede güvenir. Onun için,”hükümet nikahı" veya "resmi nikah" gibi kavramları pek tanımaz. Buna gerek de duymaz. "Kazlar"daki Dudu, "Sıcak Su"daki Emine, "Sulfata"daki Aliye ve "Cankurtaran"daki Asiye kocalarına, evlerine son derece bağlı, fedakar ve onurlu kadınlardır. Bunun için kocaları hapse düşüp yıllarca yatsa da veya bir tarla meselesi yüzünden öldürülse de, kadınlar her türlü yoksulluğa ve acıya katlanarak onların ocaklarını tüttürmeye devam ederler.* Sabahattin Ali, insanı tek başına anlatmaz. Onu,kendisini çevreleyen maddi ve manevi imkanlarıyla birlikte verir ve bu imkanların insan üzerindeki etkilerini göstermeye çalışır.* “Sulfata"da Mustafa, sırtında kasabaya götürdüğü hasta karısını hayatın anlamı olarak görür: "Ölüp gidiverecek…Bu gittikten sonra ben tarlayı,zeytini nideyim?Ahdım olsun evi kazmayla yıkar, kuyuyu yeniden doldurur, dikmeleri birer birer söker, başımı alıp giderim.”* Bütün bu kısımlar dikkate alındığında Sabahattin Ali’nin yalnızlar ve yalnızlıklar romancısı olduğunu söyleyebiliriz.”Dünyada irademi bütün şiddetiyle kullandığım bir tek alan vardır: Yazı yazmak!" Öyle derdi Sabahattin Ali…(1907-1948)
Belgesel; Filiz hiç üzülmesin / Sabahattin Ali anısına 

biratinyalnizligi:

"Türk edebiyatının ilk devrimci-gerçekçi hikayeci ve romancısıdır. Türkiye’de orta sınıfların, köylünün, yoksulların hayatlarını bize anlatan ilk yazar Sabahattin Ali değildir. Ama bunu büyük bir ustalıkla, devrimci, halkçı ve gerçekçi bir görüşle yapan ilk hikayecimiz, romancımız odur." 

Nazım Hikmet Ran


Doğumu:25 Şubat 1907-Gümülcine(Ardino ilçesi)
Ölümü:2 Nisan 1948-Kırklareli,Üsküp nahiyesi, Sazara Köyü 

Yazarın Yaşamındaki Önemli Kesitler

* 9 Eylül 1931 tarihine kadar Aydın Hapishanesi’nde tutuklu kalır. Burada Kuyucaklı Yusuf'la ve Candarma Bekir'deki Halil Efe ile tanışır ve bundan sonra yazacağı hikayeler için malzeme toplar. Beraat kararından sonra 30 Eylül 1931’de Konya Ortaokulu Almanca öğretmenliğine atanır. Yazar, Konya’daki yalnızlığını “Bir Skandal" adlı hikayesinde anlatır.

* Sabahattin Ali, Yozgat’ta iken Nahit Hanım'a, Almanya'da Frolayn Puder'e, Aydın'da bir miralayın kızına olduğu gibi Konya'da Melahat Muhtar adlı talebesine ve Muhsine adlı bir kıza “şiddetle aşıktır”. Bilhassa öğrencisi Melahat Muhtar’a karşı derinden ilgi duymaktadır.

* Evlenmek üzere olduğu Aliye Hanım, nişanlı iken kendisine hediye edilen hikaye ve şiirleri okuduktan sonra Sabahattin Ali'ye aşık olur.

* Evlilikten sonra rahat ve huzurlu bir ortam Sabahattin Ali'nin edebi bakımdan verimliliğini de artırır.

* Sabahattin Ali,askerlik süresince eşini de yanında götürmüş ve daha İstanbul’da yedek subay öğrencisi iken, 30 Eylül 1937'de kızı Filiz doğmuştur.

* 2.Dünya savaşının patlak vermesi üzerine 1939 yılı Kasım sonlarında seferberlik çağrısı ile yeniden askere alınır. Dört ay süren askerlik döneminde yazar, “Kürk Mantolu Madonna"yı kaleme alır.

* Sabahattin Ali, 1941-1943 yılları arasında nispeten sakin bir ortamda çalışır. Bir Konferans, Yeni Dünya,İki Kadın,Sulfata ve Hasanboğuldu adlı hikayelerini yazar. Yine 1943 yılında Kürk Mantolu Madonna adlı romanı yayınlanır. Bu dönemde siyasi mesajlar taşıyan İçimizdeki Şeytan romanı çizgisinden ayrıldığı dikkati çeker.

* Anadolu folklöründen aldığı efsanevi öğeleri kullanarak yazdığı “Hasanboğuldu" adlı öykü, onun, sanat ve estetik bakımından en yüksek değerdeki öykülerinden birisidir.

* Dış dünyaya karşı çok hareketli,neşeli ve radikal bir fikir adamı gibi görünen sanatkar, iç dünyasında oldukça yalnız, sessiz,duygulu ve romantik bir insandır. Kendisi bile Aziz Nesin’e “siyasi hiçbir ihtirasım yok" der. Fakat onun dışında gelişen dünya olayları, fevri mizacının da yardımıyla bir anda Sabahattin Ali'yi kavganın, kargaşanın içine iter.

* 1946’da Aziz Nesin’le “Marko Paşa" adlı güncel olayları mizahi açıdan yorumlayan bir gazete çıkarırlar.Mim Uykusuz’un karikatürlerini çizdiği gazetenin yazı kadrosu Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ve Şerif Hulusi’den oluşmaktadır. İlk sayı 6 bin basar. O zamana kadar bu tarz ve anlayışta bir derginin olmayışı derginin çok tutulmasını sağlar. İkinci sayı 10 bin, üçüncü 12 bin ve nihayet dördüncü sayıda 60 bin tiraja ulaşır.

* Yurtdışına kaçmak için kamuflaj olarak kullandığı nakliyecilikte Adana’dan deri ve kösele yüküyle İstanbul’a dönerken Ankara’ya uğrar ve ailesini ziyaret eder. Bu ziyaret ailesini son görüşü olur.(1948)

* Orduda astsubay olarak görev yapmış,sonradan silah çalmak suçundan ordudan ihraç edilmiş ve milli istihbaratla bağlantıları ortaya çıkan Ali Ertekin tarafından Kırklareli’nde Bulgar sınırında öldürülmüştür. Kırklareli’nde yargılanırken işkencede öldüğü iddiası da ortaya atılmıştır.

* Çocukluğundan beri aşık olduğu kızlardan erkek arkadaşlarına kadar herkesten sürekli bir anne şefkati ve ilgisi bekleyen ve bunu bir türlü bulamayan Sabahattin Ali, başkaları kadar kendi hatalarının ve ihmallerinin de kurbanı olarak aramızdan ayrıldı.

*O, sanatın bir maksatı olması gerektiğini düşünür ve onu daha fonksiyonel bir tarzda algılar. Sanatın tek maksadının insanları daha iyiye,daha güzele yükseltmek,insanlarda bu yükselme arzusunu uyandırmaktır ve O, sanatçının gerçekçi olma mecburiyetine inanır.

* Sabahattin Ali’nin dili kullanmaktaki başarısı ve ustalığı,onun hayatında nadiren kavuştuğu gerçek denge ve tutarlıkların en sağlamıdır. Oldukça kolay ve karalamasız yazan Sabahattin Ali'nin başarısında, bu denge unsurunun büyük payı vardır.

* Bazı arkadaşları,onun eserlerine yansımış kişiliğinin gerçek hayattakinden çok daha güçlü olduğunu söylerler.

* Onun psikolojik yapısı, herhangi birşeye tam olarak bağlanabilmesine müsait değildir.Zaten onun hayatındaki en büyük dramlarından birisini,zaman zaman eserlerindeki kahramanların da yaşadığı bu yabancılaşma korkusu oluşturmaktadır.

* Sabahattin Ali,en asli ve en gerçek yönleri ile hala eserlerinde yaşamaktadır.

* Bazı araştırıcılar, Sabahattin Ali'yi diğer hikayecilerden ayıran en önemli özelliği, onun “masabaşı hikayeciliği" hatasına düşmemesi ve kendi iç gelişimini aşamalı bir şekilde tamamlayarak "gözlemci gerçekçilikten" "toplumsal ve eleştirel gerçekçilik anlayışına" ulaşması gibi sebeplere bağlamaktadırlar.

* O’nun hikayelerinde insan, hiçbir zaman tek başına kötü değildir. İnsanı kötü yapan içinde yetiştiği çevrenin sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik şartlarıdır.

* …………”Mehtaplı Bir Gece"deki düşkün kadın; toplumun, iş gücünü bilinçsizce sömürdükten sonra bir ifrazat gibi sokağa fırlattığı hasta, bitkin gence, hiçbir çıkar gözetmeksizin kucak açar. Çiçek bozuğu yüzlü bu sokak kadını toplumdan "kötü" damgasını yemesine rağmen duygulu, sevecen bir insandır.Kendisi gibi toplumun bedbaht ettiği gence, "şimdiye kadar hiçbir insanda rastlamadığı alaka" ile yaklaşır. Diğer insanların "bir çakal veya bir karga kadar yabancı bulduğu" bu zavallı gence, çilli kadının yağlı ve çiçek bozuğu yüzü öpülecek kadar güzel görünür. 3
İki kimsesiz insan arasında kurulan bu sevgi bağı,hiçbir menfaat duygusuna dayanmaz;sade, samimi ve karşılıksızdır.
Karşılıksız sevgi,tematik gücü temsil eden kahramanların en bariz özelliklerinden birisidir.

* …………”Ses"te Sivaslı Ali, tematik güce ait değerlerin hikayedeki taşıyıcısı olmasına rağmen, Ankara’da haksız ve eşit olmayan şartlarda katıldığı sınavı kaybedince kimseye karşı kin duymaz. Hatta, kendisini şehre çağıran “beyefendilerin" mahçup olabileceklerini düşünerek üzülür ve buna meydan vermemek için de sazını satıp yol parası yaparak ansızın oradan ayrılır.

* …………”Değirmen"deki Atmaca,değirmencinin soluk benizli sakat kızına aşık olunca,oba reisine şöyle der: "Bende artık kuvvet yok, akıl yok, düşünce yok, yalnız aşk var.

Atmaca,sakat sevgilisine bu denli bağlanıp onu yüceltirken tamamen platonik bir aşk yaşar. Karşılıklı yaşanan bu aşkta “sakatlık" ve "gurur",mutluluğu engelleyici unsurlar olarak karşımıza çıkar. Atmaca,bu engeli aşmak ve bu farkı ortadan kaldırmak için kolunu değirmenin çarklarına kaptırarak koparır. Böylece sevgisinin gücünü ispatladığını ve sevgilisi ile aralarındaki engeli aştığını sanır. Ondan ötesi,yani vuslat fazlaca önemli de değildir. Önemli olan,sevginin ve aşkın saf bir yürekteki o müthiş yaptırım gücünün dışarı yansıtılmasıdır.

* “Sulfata" adlı hikayesinde Mustafa,evde babası ile geçinemeyen karısı Aliye’ye;"Gel kız,Aliye, kısmetimizi dağda taşta arayalım!" diyerek toplumdan,yakınlarından görmediği ilgiyi, sıcaklığı, dostluğu dağda-taşta aramaya çıkar.Bir bakıma toplumun baskılarından kaçarak tabiata sığınır.

* Köy konusunun Türk edebiyatında işlenmesinden,Cumhuriyet döneminin ilk çeyreğine kadar geçen süre içinde, köyü en gerçekçi ve en yansız biçimde yansıtan yazar, şüphesiz Sabahattin Ali'dir.

* Köydeki evliliklerin temelinde karşılıklı sevgi,anlayış ve güven vardır.Anadolu kadını erkeğine sonsuz derecede güvenir. Onun için,”hükümet nikahı" veya "resmi nikah" gibi kavramları pek tanımaz. Buna gerek de duymaz. "Kazlar"daki Dudu, "Sıcak Su"daki Emine, "Sulfata"daki Aliye ve "Cankurtaran"daki Asiye kocalarına, evlerine son derece bağlı, fedakar ve onurlu kadınlardır. Bunun için kocaları hapse düşüp yıllarca yatsa da veya bir tarla meselesi yüzünden öldürülse de, kadınlar her türlü yoksulluğa ve acıya katlanarak onların ocaklarını tüttürmeye devam ederler.

* Sabahattin Ali, insanı tek başına anlatmaz. Onu,kendisini çevreleyen maddi ve manevi imkanlarıyla birlikte verir ve bu imkanların insan üzerindeki etkilerini göstermeye çalışır.

* “Sulfata"da Mustafa, sırtında kasabaya götürdüğü hasta karısını hayatın anlamı olarak görür: "Ölüp gidiverecek…Bu gittikten sonra ben tarlayı,zeytini nideyim?Ahdım olsun evi kazmayla yıkar, kuyuyu yeniden doldurur, dikmeleri birer birer söker, başımı alıp giderim.

* Bütün bu kısımlar dikkate alındığında Sabahattin Ali’nin yalnızlar ve yalnızlıklar romancısı olduğunu söyleyebiliriz.

Dünyada irademi bütün şiddetiyle kullandığım bir tek alan vardır: Yazı yazmak!
Öyle derdi Sabahattin Ali…
(1907-1948)

Belgesel; Filiz hiç üzülmesin / Sabahattin Ali anısına 

(via karamantuce11)

March312014

(Source: yagmuradam)

(2,481 plays)

12PM
← Older entries Page 1 of 15